Eşit işe eşit ücret.
Ben şu kadar çalışıyorum ücretim şu kadar iken, şu grup şöyle vb... söylemleri hepimiz duymuşuzdur. Yapılan iş ve riski aynı ise ücret de aynı olmalı. Bunda herkes hem fikir. Çalışanlardan sendikalara kadar herkes uzlaşma sağladı. Hakikaten düzeltme de yapıldı. İnsanlar emeğinin karşılığını aldıklarını hissettiler. Eğitim çalışanları da bu imkandan yararlandı. Eğitim ortamında çalışan hizmetli, memur, VHKİ herkese ek ödeme verildi. Yararlandırılırken bir grup görmezden gelindi. Yeri geldiğinde yerlere konulmayan, eli öpülesi falan filan denen öğretmenler.
Başta Milli Eğitim Bakanı olmak üzere kimse herkesin diline doladığı EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET cümlesini telaffuz etmez oldu. Eşit ücret kavramı herkesin aynı maaşı alması ise, doğru her öğretmen kendi derece kademesine göre eşit maaş alıyor. Öğretmenlik mesleği yapmak için kesinlikle lisans mezunu olmak gerekir. Yani 4 yıllık bir fakülte bitirmek gerekir. Ancak; Aynı ortamda çalışan eğitim çalışanı memur, hizmetli gibi arkadaşlardan ki bunların bir çoğu en fazla lise mezunu öğretmen maaşını geçmiştir. Algılamada yanlışlık olmaması bakımından şunu netleştirmek gerekir. Ek ödeme alan arkadaşlara bu ücret kesinlikle verilmeli idi ve haktır. Ücretleri eşitleyelim derken çalışma barışı zedelenmiştir.
Bir kısım sendika öğretmen ve öğretim görevlilerinin ek ödeme sorunu ile ilgili çalşma yaparken, diğer sendikalar bunu üye kazanma fırsatı olarak değerlendirme peşinde. Yani ek ödeme sorunu çözülmesin ki bizim diğer sendikadan üye çalalım. Ne kadar kısır bir düşünce tarzı. Birlikte el ele verelim ve bu sorunu çözelim noktasına halen gelemediler. Çalışma yapan sendikanın görüşmelerine baktığınız zaman da maalesef mesafe kat edilmemiş gibi görünüyor. Her kurumun alt birimi gibi görülen öğretmenlere, (bir sorun tespit edilecekse öğretmenler tespit eder, yardım öğretmenlerin eli ile gördürülür, birileri hakkında bilgi öğretmenler aracılığı ile toplanır vb.) kendi bakanı sahip çıkmıyor. Çalışma Bakanı Faruk Çelik öğretmenlerin durumunu değerlendireceklerini söylerken, Milli Eğitim Bakanından tık yok. Sadece dinlemiş. Bakanlarının sahip çıkmadığı tek meslek grubu her halde öğretmenler. Okullara anahtarı vererek buyurun okulu yönetin, sakın ha veliden para da almayın diyor. Temizlik, ısınma, aydınlanma diye soruyorsunuz. Ek ödemeyi sorduğunuz kadar sessiz. Her şeyi dillendirmeyen her öğretmenin öğrencileri için cebinden çıkacak mutlaka para vardır. Sadece kendilerinin unutulduğunu bildikleri halde, çalışmalarında bir eksilme yok. Karşılarında pırıl pırıl gözler kendilerinden bir şeyler beklerken onlar duyarsızlara kızarak görev yapmamazlık edemezler.
Yokmu öğretmenleri duyacak. Asarız, keseriz diyen yetkililer neredesiniz? Seslerini duyuyor musunuz? Eğitim çıtamız yükseldi diye övünenler neredesiniz? Ücra köylere öğretmenden başka kimseyi gönderemeyenler, devleti sadece öğretmenlere temsil ettirebilenler neredesiniz?
HEY! ORADA ÖĞRETMENLERİ DUYAN BİRİLERİ VAR MI?


